Birini tanımanın en güvenli yolu birlikte seyahate
çıkmaktır derler. Çünkü bu seyahatler sırasında yememizle, içmemizle,
oturmamızla, kalkmamızla, her paylaşım anında gerek kişiliğimizi gerek aile
kültürümüzü yansıtan çok çeşitli ipuçları veririz… Seyahatler kadar yemek
sofraları da bu önemli ipuçlarını taşıyan ortamlar sunuyor bize. İster şık bir
yemekli davette olun, ister bir arkadaşınız ile yöresel yemekler sunan bir
lokantada, görgü kurallarına uyulması herkesin yemekten keyif almasını sağlar.
Sofra adabı önemli, ancak konu iş yemekleri olunca biraz daha özenli ve
donanımlı olmak gerekiyor.
Her ne kadar iş yemekleri, toplantı odalarından çıkıp şöyle bir
nefeslenmenizi sağlayan; daha keyifli ve şık bir ortamda, lezzetli bir yemek
eşliğinde daha rahat bir iletişim ortamı için güzel bir fırsat olsalar da, iş
yemeklerinin sadece yemek amaçlı değil, bir gündemi tartışmak veya karara
bağlamak amacıyla bir araya gelinen zamanlar olduğu unutulmadan, doğru
yönetilmeli.
Son araştırmalara göre, IQ ile ifade edilen zekânın, kişilerin iş yaşamında
başarılı olmasındaki payı yüzde 4 - 10 arasında görülüyor. Sosyal beceriler ve
kişisel imaj ise, profesyonel başarı söz konusu olduğunda eğitim ve deneyimin
de önüne geçerek % 90 önemli bir etken halini alıyor. Anlık izlenimlerin
sizinle ilgili kararları şekillendirdiği günümüz iş dünyasında, iş yemeklerini
de etkin bir şekilde yönetmek profesyonel imajın bir parçası artık.
Görgü kurallarına göre sofra takımlarının dıştan içe kullanılması, peçetenin
yemekten önce kucağınıza serilmesi, ekmeğin koparılarak yenmesi ya da tuzluk ve
biberliğin birlikte uzatılması önemli. Ancak siz sofra adabında ne kadar uzman
olursanız olun, restoranda hizmet aldığınız kişilere kaba davranmak, ya da
temel iletişim kurallarını unutmak profesyonel imajınıza daha büyük zarar
verir. Küçük detaylar ama gözden kaçmıyorlar ne yazık ki. Örneğin garsonla yüz
yüze iletişim kurulur, mimikler ile anlaşılır, el ile çağırmamak, yüksek sesle
seslenmemek gerekir. İşte size, dün öğle yemeğine bir misafirimi beklerken
yaşanan gerçek bir kesit. Ben beklerken yan masaya gayet düzgün görünümlü bir
beyefendi oturdu. Birkaç dakika sonra da müşterisi olduğunu düşündüğüm kişi
geldi. Restoran iş hayatına yakın bir yerde olunca, çoğunlukla iş yemeği yiyen
kişiler var mekânda. Belli ki bir ikram söz konusu diğer kişiye, o şık ve zarif
görünümlü beyefendi garsona bağırıyor. On saniye için beklemeye tahammülü yok.
Sonra, müşterisiyle yüksek sesle üçüncü bir kişiden konuşmaya devam ediyor.
Müşterinin şaşkınlığı yüzünden okunuyor, acaba onu bir başkasına anlatırken de
“herif” diyor mudur diye düşünüyor olmalı… Tam da bu sırada popüler dizilerden
birinin müziğiyle çalan telefonu devreye giriyor, o pardon diyip telefonu
cevaplıyor. Unutmuş olmalı diye düşünüyorum ben, kısa bir özürle kapatır
herhalde derken, konuşma uzuyor. Bu arada benim misafirim geliyor ve artık onu
gözlemleyemiyorum ama gürültüsü yeterince dikkatimizi dağıtıyor. Bu Akdeniz
insanına has bir tutum yorumunda bulunuyor misafirim. Bunu sosyologlara
bırakıyorum, ama profesyonele yakışan bir tutum olmadığı fikrindeyim. Yan
masada yaşananlar çok dikkatimizi çekse de, yemeği saha çalışmasına çevirmemek
için gözleme son verip sohbetimize koyulduk.
İş yemeklerinde dikkat edilecek konular söz konusu olduğunda, daha davet
aşamasında özen isteyen detaylar var elbette. Öncelikle uygun mekânın
belirlenmesi gerekir ki, iş yemeğinde uygun mekânı belirlemek davet eden kişiye
düşer. Bu seçim yapılırken, gerekli mahremiyetin sağlanabileceği bir oturma
düzenine sahip, müzik yayınının konuşmaya engel olmadığı, kaliteli hizmet
alınabilecek denenmiş bir yer seçilmesi önemli. Diğer seçim ise zamanlamayla
ilgili. Genelde öğle yemeği olarak karşımıza çıkan iş yemeklerine, artık
kahvaltı sofraları da ekleniyor. Akşam yemekleri daha sosyal bir ortam ve daha
çok sohbet imkânı sunuyor ancak, öğle yemekleri de sonrasında işe dönmek için
sınır koyarak bazı durumlarda avantajlı bir seçenek olabiliyor. Bu aşamada
yemeğe davet edilen kişinin hangi ülkeden geldiği çok önemli bir detay. Çünkü
örneğin, misafiriniz Rus ise kahvaltı hiç uygun bir seçim olmayacaktır. Ya da
eğer siz Japon bir iş adamını yemeğe davet ediyorsanız, mümkün olduğunca Türk
kültürünü yansıtan bir restoran seçmelisiniz. Davetliniz bir Almansa, özellikle
kadeh tokuşturma anında göz temasına önem vermelisiniz. İçki içilmiyorsa bile,
masada kadehler kalkıyorsa o an ne içiliyorsa onunla "Şerefe" denir,
ancak küçük bir uyarı, protokol masalarında kadeh tokuşturulmaz. Beden dilinden
bahsetmişken ellerinizin masanın üstünde olması ve masadaki herkese servis
yapılmadan yemeğe başlanmaması da akılda bulunması gereken detaylar.
Seminerler sırasında en çok sorulan, ya ağzıma istemediğim bir lokma gelirse,
ya üzerime bir şey sıçrarsa. Anlaşılan iş yemeklerinde en çok korkulan, başa
gelebilecek yemek kazaları… Sipariş edilecek yemeklerin iletişimi engelleyecek
türde zor yenen yemeklerden oluşmaması bu korkuyu aşmanıza yardımcı olabilir.
İyisi mi siz bildik seçimlerden şaşmayın. Dişinize takılacak, kesmesi zor ve
elle yenecek yemeklerden uzak durun. Üstünüze sıçrayacak salça sosuyla hüsran
yaşamamak ya da ofis dönüşünde çevreyi rahatsız edecek sarımsak kokularını
önlemek için bu konuda tedbirli olmak en iyisi.
Başarıya açılan kapılardan görgü ve nezaket kurallarının kullanımıyla güvenle
geçebilirsiniz. Ancak unutulmaması gereken, nezaket ve zarafet sadece özel
zamanlarda giyilen güzel ve değerli giysi değildir, giyildikçe değerlenir, size
ve profesyonelliğinize değer katar. Her zaman ve her ortamda doğru davranışlara
sahip olmanın verdiği rahatlığı yaşamak dileğiyle…
Kaynak Kariyernet
Her gemi sığına bileceği sakin bir liman arar
-------------------------------------------------------------
Oyun bitince şahta piyonda aynı kutuya girer
-------------------------------------------------------------
Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgardan hayır gelmez