Hiç
düşünüyor muyuz? Bir gün küçük bir çocuk gelse ve bize “başarı” kelimesinin
tanımını sorsa acaba nasıl cevap veririz. Doğrusunu isterseniz başarı nedir
sorusunun herkese ve her bakış açısına göre farklı cevapları vardır diye
düşünüyorum. Kimi için, koyduğu bir hedefe ulaşmak, kimi için önüne çıkan
engelleri geçmek, kimi için kariyer yapmak, kimi için iyi bir çoçuk
yetiştirmek, kimi için ise kendini aşmaktır başarı.
Başarının tanımı herkesin kendi içinde gizlidir. En basit tanımı ile bir
işi gerektiği gibi yaptığınızda başarılı olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama
gerçekten de bir işi yalnızca gerektiği gibi yapmak mıdır başarı? Yoksa, ne
yaparsanız yapın, neyin sorumluluğunu alırsanız alın, herkesten çok daha iyi
yapmak mıdır? Bu kadar zorlamaya gerek var mı bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey
var ki bu konu hakkında, başarıya giden yoldaki ilk adım ne yaparsan yap ama
severek, zevk alarak yani onurlandırarak yapmaktır. Yaptığın iş veya aldığın
sorumluluktan onur duymaktır. Sahiplenmektir. Olacaksa bu bana bağlı
diyebilmektir.
Yukarıdaki açıklamaları okuyanlar belki başarıyı yalnızca iş hayatı için
değerlendirdiğimi algılayabilirler. Oysa ki ben başarının daha derin temellerde
yattığını düşünüyorum. Aile hayatını ele alalım. Bildiğimiz gibi toplumun en
küçük birimi ailedir. Aile iki kişinin bir araya gelmesi ile kurulur. Bu
durumda aile kurulumundaki ilişkinin temellerini incelemek gerekebilir. Karşı
cins iki insan bir ilişki kurarlar ve ilişkileri belli bir düzeye geldiğinde de
aile olmanın isteğini duyarlar. Yani toplumsal tabiri ile evlenirler. Biz
evlilik kurumuna değil de kurulan ilişkiye baktığımızda, ilişkide başarıdan
bahsetmek ile başlayabiliriz sanırım. İyi bir ilişki için koşulsuz saygı,
dürüstlük, güven, anlayış ve empati gibi kavramların temel gerekliliğini
hepimiz bilmekteyiz. Peki tüm bu kavramlar bütünlüğü yerine getirildiğinde iki
insan arasındaki ilişkinin başarılı olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu başarıya
ulaşmak için ön planda tutulması gereken kavram bence, ilişkiye giren
insanların birbirlerinin varlığından onur ve gurur duymasıdır. Eğer
ilişkilerimizde, içimizde bu his yani karşımızdakinin varlığından onur duyma
uyanıyorsa işte o zaman ilişkilerde başarılıyız demektir. Çünkü onur duygusu
tam olarak yerleştiğinde diğer kavramları bunun üzerine inşa edebiliriz. O
halde başarılı bir ilişkinin temeli “onur” dur.
Şimdi toplumu biraz büyütelim, aile kurulumuna çoçuklar eklensin. Bir baba veya
anne olarak siz, yetişdirdiğiniz çocuklarınız ile gurur duymak istemez misiniz
? Ya çocuklarınız? Anne ve babalarının varlığından onur duymak istemezler mi?
İşte yine aynı kavram karşımıza çıkar. “Onur ve Gurur”. Bu ilkesel bütünlük,
arkadaş ilişkileri olsun iş yaşamı olsun hayatın tüm iletişimsel boyutlarında
devam eder gider.
Samimi ve içten ilişkiler kurmak, koşulsuz kabüllenme ve koşulsuz saygı duyma
ise iletişimde başarıyı getirir. Çünkü bu şartlar yine onur ve gurur kavramını
tetikleyecek ve ortaya çıkaracaktır.
Filozof Ralph Waldo Emerson başarının tanımını şu şekilde açıklar:
Sık ve çok gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini
kazanmak; dürüst eleştirilerin takdirine layık olmak ve yanlış arkadaşların
ihanetlerine katlanabilmek; güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki "en
iyiyi bulabilmek"; sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi ya da daha iyi
duruma getirilmiş bir sosyal durum yoluyla bu dünyayı olduğundan biraz daha iyi
bırakarak terk etmek; bir tek yaşamın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat
soluk almış olduğunu bilmek... İşte "başarmış olmak" budur.
Emerson’un da dediği gibi, eğer hayatta bir kişi bile size gelip, “iyi ki
varsın ve bana iyi geliyorsun” diyorsa, bence işte o zaman başarılısınız
demektir. Aslında bu kadar basit. Yani eğer insan olarak biz yaşamımızı
onurlandırabiliyorsak, yani yalnızca basitçe kendimiz için değil, başkalarına
da bir şeyler katabilmek için yaşamayı becerebiliyorsak, işte o zaman
başarılıyız demektir.
Başarı kelimesinin anlamını tartışmak beraberinde yine bir soruyu getiriyor.
“Başarılı mısınız?”. İşte bu sorunun yanıtı herkesin kendi vicdanına kalmış. Bu
soruyu yanıtlamak için öncelikle bir özgözlemleme, kendi kendine itiraf ve
aynanın karşısında kendimizi görme yatıyor. Kendimizle barışıklığımız ve
kendimizi tanımamız, yani kendimizin efendisi olma yolunda geldiğimiz nokta
neticesinde bu sorunun cevabını verebiliriz. Ama bir diğer yandan baktığımızda
değişimin ve kişisel gelişimin sonsuz olduğuna inanıyoruz. O halde aslında
başarının da bir sonu yok. Yani ne kadar başarılı olursak olalım daima daha
ilerisi var. Başarı için hedef gerekli. Hedef olmazsa başarı da olmaz. Bu
durumda biz hedeflerimize ulaştığımızda hayatta hep yeni bir hedefe
odaklanıyoruz, yani yeni bir başarıya. Bence başarılı mısınız sorusunun cevabı,
geçmişte koyduğumuz hedeflere ulaştığımız yolda yaşadıklarımızdan geçiyor ama,
kesin olarak da bir nokta koyamıyoruz hayatımızda başarıya.
Kısaca özetlemek gerekirse başarılı olabilmek demek, daima ileriye doğru
bakabilmek demek. En azından ilerlemeyi istemek ve vizyonumuzu bu yönde daima
yenileyerek geliştirmek...
Kaynak : Yenibiriş
Her gemi sığına bileceği sakin bir liman arar
-------------------------------------------------------------
Oyun bitince şahta piyonda aynı kutuya girer
-------------------------------------------------------------
Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgardan hayır gelmez